|
Kategori: Belirtilmemiş

Gönül yazımı bilirsin düzensizdir, birazda okunaksız. Anlatacaklarım var. Sadece dinle...Ne zaman lafın bir ucu sana çıksa sonuna gelemeden heba oluyor gülümseyişlerim…
Yorgunum…
Şu saatlerde sıcak çekildi kapı eşiğine..Senin rüzgarların var sen kokan. Zaman öldürüyorum geçmişi yoklayarak, leşlerim çoğalıyor. Dip balığı oluyorum. Tüm bu çırpınışlarım tek bir nefeslik su yüzüne çıkıştan öteye götürmüyor beni... Yüzün geliyor gözlerimin önüne beni dinlerken kalkan kaşlarına asılıyorum tut beni çıkar diye…
Gözlerinde boğuluyorum…
Sol yanıma yatsam seni uyusam, hep rüyada kalsam... İçim dilime vuruyor, konuştuklarım incir çekirdeğine yetmiyor; sakladıklarımdan ve senden bahis açmama inadımdan. Burnumu bir karış dikiyorum havaya, içim düşüyor. Oysa söz vermiştim kendime, üzerime giydiğim güçlü insan kostümü çıkmayacak, çıksa da senin haberin olmayacak diye. Varlığımla yokluğum ayırt edilemez olacaktı senin için, “herkes” olacaktım ve belki “hiç kimse”...
Beceremedim…
Kimse görmeden, tutup elinden kaldırdım içimdeki ufaklığı. Çok acımış, kimseye belli etmedim,edemedim.. Teselli bile aramadım kızgınlıklarıma, hakkımdı bu kara isyan. Sonra fark ettim ki ben bu zamana ait değilim ve biliyorum sende…O yüzden hep “an”larda teğet geçtik birbirimizi...
Ama içime dokundun bir kere. Parmak izlerin duruyor bakışlarımda. Nereye baksam senden bir iz bırakıyorum. Bu aralar kendime hep suçüstüyüm. Islah olmaz bir özlemim ve korkak bir mantığım var. Tek dinginliğim kelimelerin. Koklayıp koklayıp saklıyorum hafızama. Arşivimde acılarım var benim. Rutubetli; güneşe serip kuruttuğum Tozunu alıp, halı altında biriktirdiğim hatalarım…Seninse anlatmadığın masalların var. "sus" ların kucağında çocuk masumu yüzün ve küfrengi günahların...
Baksaydın korkmayıp gözlerime. Sana keşkelerimi sunacaktım terk etmeden bahar kıpırtısı içimi. Yalpalamayacaktım bugünlerde yarınlara inançsızlığımla ve biliyor musun “kal” deseydin rüzgarlarla getirdiğin son hecemle kavrulacaktı bahar bitimi... Çırılçıplak sevdalar dört mevsimdi. Gidenler tekrar gelebilmek için gitmişti…İhanet sayıldı…Sükut altındı; yağmur gibi çisil çisil, acıkmış bir nefesin dudaklarında tadımlık…Korkaklık sayıldı..
Bil(e)medin...
Yaşananların üstünü örtecek kadar şeffaf bir kelimem yok. Sen bilirsin ürkekliğimi, tarihten çalınmış eğreti kahramanlığımı...Çekerim kılıcımı zamana ama kesip atamam biriktirdiklerimi. Gözlerim yağar, toprak kokar ve filizlenir kabuk bağlayan yaralarım…Dilek kipleri bağlarım...Kaçışlarım sana meyillimdendir. Sessizliğine sığınışım kabullenişimdir her şeyi…Sakın “neden” diye sorma…Verdiğim her cevap mayındır pişmanlığıma...
Ve bu bir iç dökümdür çağıl çağıl... Bil ama bilme…
Feyz alıyorum içimdeki feyza'dan… Şıklardan tek bir doğru cevap var bilip ama bilmemezlikten geldiğim… Her gece ay ışığında sarılıp uyuduğum kokunla, sen olmayı beceremeyen sensizliğinle sevişiyorum… Aynı limanda, aynı mavinin içinde sabahtan kalma sarhoşluğumla…
Bu bir kimsesiz sözcükler yığınıdır… Bil ama sende bilme…
Sedat Gündüz (MECHUL)
© Bu yazının Her türlü telif hakkı yazarına aittir…(MEÇHUL)
04:18 - 7/9/2009 - Yorum {0}
Etiketler : SEDAT GÜNDÜZ,MEÇHUL,FEYZA
Yorum Gönder
0 yorum yazilmistir
|